ULAŞILAN GERÇEK


Etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz, kokladığınız kısacası beş duyunuzla algıladığınız herşey bu "hayali dünya"ya aittir. En sevdiğiniz sanatçının sesi, oturduğunuz iskemlenin sertliği, kokusu hoşunuza giden bir parfüm, sizi ısıtan güneş, renkleriyle göz alıcı bir çiçek, pencerenizin dışında uçan bir kuş, denizin üzerinde hızla ilerleyen sürat motoru, bol ürün veren bahçeniz, işinizde kullandığınız bilgisayar ya da dünyadaki en kaliteli teknolojiye sahip müzik setiniz...

Gerçek budur, çünkü dünya yalnızca insanı denemek için yaratılan bir görüntüler bütünüdür. İnsanlar kısa yaşamları boyunca aslında gerçekliği olmayan algılarla denenirler. Bu algılar ise, özellikle süslü ve çekici gösterilir. Bu gerçek, Kuran'da şöyle haber verilmektedir:

"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır." (Al-i İmran Suresi, 14)

İnsanların çoğu sahip oldukları ya da olmaya çalıştıkları malların, paraların, yığdıkları altınların, gümüşlerin, dolarların, mücevherlerin, taşıdıkları hesap cüzdanlarının, kredi kartlarının, kullandıkları dolaplar dolusu kıyafetlerin, son model arabaların, kısacası her türlü zenginliğin büyüsüyle dinlerini bir kenara bırakır, ahireti unutur ve yalnızca dünyaya yönelirler. "İşim var", "ideallerim var", "sorumluluklarım var", "vaktim kısıtlı", "yetiştirmem gereken işler var", "ileride yapacağım" diyerek, dünyanın "süslü ve çekici" yüzüne aldanarak namaz kılmaz, mallarını fakirlere vermez, ahirette kazanç sağlayacakları ibadetlere yönelmezler. Aksine yalnızca dünyada kazanç sağlamaya çalışarak ömürlerini tüketirler. "Onlar, dünya hayatından dışta olanı bilirler, ahiretten ise gafildirler" (Rum Suresi, 7) ayetinde işte tam bu yanılgı tarif edilir.

Herşeyin bir görüntü olduğu gerçeği ise, bütün bu hırsları ve bağlılıkları anlamsızlaştırması açısından çok önemlidir. Çünkü bu gerçeğin anlaşılması, insanların sahip oldukları ve olmaya çalıştıkları herşeyin, hırsla sahip oldukları mülklerinin, varlıklarıyla övündükleri çocuklarının, kendilerine en yakın sandıkları eşlerinin, arkadaşlarının, en sevdikleri bedenlerinin, bir üstünlük olarak gördükleri mevkilerinin, okudukları okulların, geçirdikleri tatillerin birer hayalden ibaret olduğunu göstermektedir. Bu durumda bunlar adına yapılan hırslar, geçirilen zamanlar, harcanan çabalar da boşunadır.



O halde bazı insanlar sahip oldukları mal ve mülkleriyle, yatlarıyla, helikopterleriyle, fabrikalarıyla, holdingleriyle, köşkleriyle, arazileriyle sanki bunlar gerçekten varmışçasına övündükleri zaman küçük düşmektedirler. Yatlarında kendileriyle övünerek dolaşan zenginler, arkadaşlarına arabalarıyla gösteriş yapanlar, zenginliklerini her fırsatta dile getirenler, mevkilerinin kendilerini herkesten üstün kıldığını zannedenler, bunlarla gösteriş yaptıklarını sananlar, aslında bir hayal ile gösteriş yaptıklarını anladıklarında ne duruma düşeceklerini bilmelidirler.

Bunların benzerlerini rüyalarında da sık sık görürler. Rüyalarında da evleri, çok süratli arabaları, son derece değerli mücevherleri, tomar tomar dolarları, altın ve gümüşleri vardır. Rüyalarında da yüksek bir mevkide bulunurlar, binlerce kişinin çalıştığı bir fabrikaları olur, pek çok insana hükmedebilecek bir güçleri olur, herkesin hayran kaldığı kıyafetler giyerler... Ancak nasıl rüyada sahip oldukları ile övünmek onları komik duruma düşürürse, aynı şekilde bu dünyada muhatap oldukları görüntüyle övünmek de buna eşdeğerdir. Rüyalarında gördükleri de, bu dünyada muhatap oldukları da sonuçta zihinlerindeki birer görüntüden ibarettir.

Bunun gibi dünyada yaşadıkları olaylara gösterdikleri tepkiler de, gerçeği anladıklarında insanları utandıracaktır. Kendini kaybetmiş şekilde kavga edenler, bağırıp çağıranlar, dolandırıcılık yapanlar, rüşvet alanlar, sahtekarlık düzenleyenler, yalan söyleyenler, cimrilik yapanlar, insanların canını yakanlar, onları dövüp sövenler, gözü dönmüş saldırganlar, içleri makam mevki hırsı ile dolu olanlar, haset edenler, gösteriş yapmaya çalışanlar, kendilerini yüceltmek için uğraşanlar ve diğerleri, bir hayal içinde bunları yaptıklarını fark ettiklerinde rezil olacaklardır.
Bilinmelidir ki, "dünya" dediğimiz görüntüleri yaratan Allah olduğuna göre, bu dünyadaki tüm malın gerçek sahibi de yalnızca Allah'tır. Nitekim bu gerçek Kuran'da özellikle vurgulanır:

Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)

Aslı hayal olan hırslar uğruna dini bir kenara bırakmak ve bunun neticesinde sonsuz yaşamı kaybetmek ise, çok büyük bir akılsızlıktır. Dahası insana sonsuz kayıp getirir.

Bu konuda şu nokta çok iyi anlaşılmalıdır: Karşı karşıya olduğumuz gerçek, "tüm bu sahip olduğunuz ve hırsını yaptığınız mallar, zenginlikler, çocuklar, eşler, arkadaşlar, makam-mevki ileride yok olacaktır, o yüzden bir anlamı yoktur" dememektedir. "Bu sizin sahip olduklarınızın hiçbiri şu anda zaten yok, hepsi yalnızca zihninizde oluşan bir hayalden ibaret, Allah'ın sizi denemek için gösterdiği birer görüntü, bunların aslına hiçbir zaman sahip değilsiniz" demektedir. Dikkat ederseniz ikisi arasında çok büyük bir fark vardır.

İnsan bu gerçeği şu an kabul etmek istemese ve tüm sahip olduklarını var kabul ederek kendini aldatsa bile, sonuçta ölümünün ardından yeniden dirildiğinde, yani ahirette herşey çok net ortaya çıkacaktır. O gün insanın "Görüş gücü keskinleşecek" (Kaf Suresi, 22) ve herşeyi çok daha net bir şekilde fark edecektir. Ama eğer dünyadaki yaşamını hayali amaçlar peşinde koşarak harcamışsa, orada hiç yaşamamış olmayı dileyecek, "Keşke o ölüm kesip bitirseydi, malım bana hiçbir yarar sağlayamadı, güç ve kudretim yok olup gitti" (Hakka Suresi, 27-29) diyerek helak olacaktır.

İnsanların bu gerçekten bu kadar kaçmaları, ellerindekilerin hayal olduğunu anlamaları ve bunlar ellerinden alındığında ne kadar aciz, güçsüz ve muhtaç durumda kalacaklarını kavramaları nedeniyledir. Dünyanın en zengin iş adamının durumunu düşünün. Bu kişi, fabrikalarının, holdinginin, emrinde çalışan insanların, bankadaki dolarlarının, teknesinin, hava attığı insanların hayal olduğunu, tek mutlak varlığın Allah olduğunu, sahip olduğunu sandığı şeylerin de Allah tarafından kendisine gösterilen görüntüler olduğunu tam olarak kavrayıp kabul ettiğinde, azameti, kibiri bir anda yok olacaktır. Allah kendisinden bu mallarının tamamını infak etmesini istediğinde, şiddetle direnen, muhtaçlara, fakirlere yardım etmeyen, cimri olan bu insan, bir anda bu gerçekle tüm varlığını kaybetmiş olacaktır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:

Eğer sizden onları(n tümünü) isteyip sizi çıplak bırakacak olursa, cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur. İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (Muhammed Suresi, 37-38)

Allah'ın ayetlerinde de bildirdiği gibi insan ne kadar mülk sahibi gibi görünse de aslında fakirdir. Çünkü sahip olduklarının tamamı, hiçbir zaman ulaşamadığı, gerçek anlamda kendisine ait olmayan bir hayaldir. Hiçbir zaman paralarının aslına dokunamaz, banka cüzdanının gerçeğini göremez, seneler boyunca aldığı ödüllerin gerçekleri ile muhatap olamaz. Bir insan nasıl rüyasında müthiş itibarlı bir hayat yaşar, ama uyandığında gerçekte ne mal, ne ünvan, ne itibar, hiçbirine sahip olmadığını anlarsa, insanın gerçek hayatı için de aynı durum geçerlidir.



İşte bazı insanların bu gerçeği şiddetle reddetmelerinin altında yatan gerçek neden, bu "kaybetme korkuları"dır. Bu korkunun temelinde yatan ise, başta da belirttiğimiz gibi Allah'ın dışında "ilah olma özlemleri"dir. (Allah'ı tenzih ederiz) Kendilerinin ve tüm sahip olduğunu sandıklarının bir hayal olduğunu anlamak bu insanların kibirlerine ağır gelmekte, azametlerini ortadan kaldırmaktadır. Övünecekleri ve kibirlenecekleri bir şeylerinin kalmaması onları korkutmaktadır. Oysa şu anda övünüp kibirlendikleri herşey gerçekte "boş bir aldanış"tır. Zaten her insan bu gerçeği ölümü ile birlikte anlayacaktır. Allah dünya hayatının bu yönünü bir ayetinde şöyle bildirir:

Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi, 20)

Bu gerçeğin farkında olan müminlerin tavrı ise çok farklıdır. Müminler, hayatları boyunca sahip oldukları tüm nimetlerin, başarıların, zenginliklerin Allah'ın kendilerine verdiği bir nimet olduğunu bilirler. Bu nedenle hiçbir zaman bunlarla azamete veya kibire kapılmazlar. Zenginliği, mal ve mülkü, dünya hayatının bir amacı olarak görmezler. Sahip oldukları herşeyi, ahiret için araç edinir ve her zerresini Allah'ın rızasına uygun olarak harcar veya kullanırlar.

Bütün bu anlatılanların ardından Allah'ın her yeri çepeçevre sarıp kuşattığı gerçeği çok daha iyi anlaşılmaktadır. İnsan, aslıyla asla muhatap olamadığı zihninde var olan olan gölgeler aleminde, zamansızlık içinde yapayalnız bir şekilde denenmektedir. "Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak" (Müddessir Suresi, 11) ayeti de bunun açık bir delilidir.

Bu sitede anlatılan gerçekler iyi anlaşıldığı takdirde Kuran ayetleri ve evrendeki her şeyin anlamı çok daha iyi kavranacaktır. İnsan, kendisi de dahil olmak üzere her şeyin sadece kopyasıyla muhatap olduğu bir dünyada yaşamaktadır.

Akıllı bir insana düşen, tüm kainatın bu en büyük gerçeğini zaman varken burada kavramaya çalışmaktır. Aksi halde bütün ömrünü hayaller peşinde koşmaya harcayıp sonunda büyük bir yıkıma uğrar. Allah, dünyada hayaller (ya da "seraplar") peşinde koşup kendi Yaratıcısı'nı unutan bu insanların son durumlarını şöyle bildirmektedir:

İnkar edenler; onların amelleri dümdüz bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)